Osmanlı’da Esnafın Piri Kimdir? Bir Esnafın Ruhuna Yolculuk
Bugün, İzmir’deki kuytu köşe kafelerde arkadaşlarla sohbet ederken, birden “Osmanlı’da esnafın piri kimdir?” sorusu geldi. Kafamı toparlayıp “Abi, kimse bana esnafın piri falan demedi, ama ben de o kadar kurcaladım ki, galiba esnafla ilgili bir şeyler öğrenmem lazım!” dedim. Durun, sakin olun. Bu yazıda size Osmanlı esnafının piri kimdir, diye düşündürüp gülümseyeceğiniz bir yolculuğa çıkaracağım. Hem de biraz da kendimle dalga geçerek…
O esnaf kültürü var ya, işte tam orada, bizlerin “güzelim” dediği, hayatın işlek caddelerinde her köşe başında rastladığınız o esnaf dükkanlarının duvarlarında, işte orada bir yerlerde bulacağız bu pirleri. Osmanlı’da esnaf, sadece işini yapan bir adam değil; hayatını kendine ve topluma adayan, bir tür yol gösterici, bir lider gibi bir figür. Ama pir kim? Ne pir, ne iş, diye soranlar varsa, gelin, şimdi her şeyin başına dönelim.
Esnaf Olmak, Pir Olmak: İkisi Bir Arada!
İzmir’deki kahveciden, pastaneye kadar her dükkanın önünde bir esnaf var. Hepimizin bildiği o rahat, işini ciddiye alan ama bir o kadar da içten, güleryüzlü esnaflar… Neyse ki bizde o kahveci de ciddiyetin dozunu kaçırmaz, çayı biraz koyar, az daha yakar; herkesin de cebini okşar, “Abla, tamam iki çay da benden” der. Herkesin birer pir gibi saydığı o esnaf, tabii ki Osmanlı’dan bir miras. Osmanlı’da esnaf deyince akla ilk gelen isimlerden biri, “Ahi Evran”dır.
Ahi Evran ve Esnafın Pirliği
Osmanlı’da esnafın piri dediğimizde, işte bu Ahi Evran devreye giriyor. Ahi Evran kimdir, diye sorarsanız, öyle bilge bir adamdır ki, tıpkı “benim esnafım birliğiyle her zaman doğru yolu bulur” gibi bir şeyler söylerdi. Ahilik, işte o birliğin adı; Ahi Evran da bu işin başındaki müthiş adam. Ama sadece “yola çıkmadan önce, önüne bak!” diyerek esnafa öğüt veren biri değil, aynı zamanda tıpkı İzmir’in meşhur kahvecisinin yanında çay içip, sohbet açmak gibi, bir de esnafın arasında sosyal bir yaşam inşa etmiş adamdır.
Bugün, “esnafın piri kimdir?” sorusu, bazen Ahi Evran’ı anımsatıyor; ama bir de her kafede sabah çayı içtikten sonra dükkanına geri dönen o kahveci var ya… İşte, tam burada bir bağlantı kurabiliyoruz: Ahi Evran gibi esnafın arkasında, iyi iş çıkaran, geleneği bozmayan ama hayatın ritmini de unutmayan bir figür var. Birinin içinde Ahi Evran’ı, diğerinin içinde ise kahveciyi görüyoruz. İki farklı zaman dilimi, ama birbirine yakın bir esnaf anlayışı.
Esnafın Piri Mi, Oda Başkanı mı? Çekirdek Sohbeti Zamanı!
“Esnafın piri kimdir?” sorusunu daha derinleştirelim. Öyle ya, sadece Ahi Evran’ı mı hatırlayacağız? Tabii ki hayır! Hayatımıza esnaf diyorsak, o dükkanın arka kısmında çalışan, genellikle “yaşadığı yer” olarak bir köşe alan adamlar da bu pirlerin temsilcisi. Gelin, buna biraz daha göz atalım.
Düşünsenize, işyerinde sürekli “Bu işin piri ben olmalıyım!” diyen biri var. Her zaman bir yere “el atması” gerekir ama genellikle de ortada pek bir şey yoktur. Örnek veriyorum: İzmir’de tanıdık bir simitçi vardı, “benim simidimi bir daha yeme!” diyordu. İşte o da kendi “pirliğini” kendi dükkanında bulmuştu. O zaman biz de şunu soruyoruz: “Peki, esnafın piri olmanın en kolay yolu nedir?” İşte burada birazcık nostaljik bir bakış açısı devreye girecek.
Esnafın Pirliği: Sadece Meslek Mi?
Osmanlı’da esnafın piri olabilmek için sadece meslek hakkında bilginizin olması yetmiyordu. “Pir olmak” biraz daha sosyal bir olaydı. Biraz sohbet etmek, esnafla iç içe olmak, alışverişin ne olduğunu, ürünün ne olduğunu, alıcı ve satıcı arasındaki ilişkiyi hissetmek önemliydi. Bu arada tabii, her türlü pazarlık yapmayı da unutmamak gerek. Yani, işin içinde bir tık da “psikolojik manipülasyon” var. Gerçekten piri olmak, o manevi gücü de hissetmek demek.
Mesela “benden sonra kim piri olur, kim işin başına geçer?” diyen bir esnaf, aslında Osmanlı’daki “Ahilik” sisteminin ruhunu gerçekten yaşatan kişidir. Herkes kendi “pirliğini” o kadar çok seviyor ki, bir gün o dükkan kapanınca kimin başa geçeceği konusunda deli bir merak doğuyor.
Bir Esnaf, Bir Pir, Bir Sen!
Günümüz İzmir’inde, o eski esnaf kültürü hala devam ediyor. Öyle ya da böyle, her esnaf kendini bir pir olarak kabul eder. “Benim dükkânımda bir pir yok!” diyen bir kişi için bu yazı daha anlamlı olacak, eminim. Bu yazıyı okurken, “esnafın piri kimdir?” sorusunu biraz daha farklı düşünelim. Belki bu yazıyı okurken, sen de “Benim piri kim?” diye sorarsın kendine. Bence, herkesin içinde bir pir var. O pir, insanın çevresindekilere nasıl hizmet verdiğidir. Birlikte kahve içtiğiniz kahveciniz, size sabah çayı hazırlayan simitçi, hepsi birer esnaf piridir.
Son Söz: Esnafın Pirliği Zamanla Kazanılır!
Sonuçta, bir esnafın piri kimdir? Sorunun cevabı basit aslında: Piri, kendini işine adamış, sadece kendi kazancını değil, aynı zamanda çevresindekileri de düşünen kişidir. Gerçekten esnaf kültürü, bir arada yaşama kültürüdür. O yüzden esnafın piri olmak, “işi bilen adam” olmaktan çok, “insanı bilen adam” olmaktır.
Güzel İzmir’de, sabahları kahve içmeye gittiğimde, bazen pir gibi bakarım o eski dükkanlara. Ama ben bu yazıyı yazarken, fark ettim ki, aslında her kahveci, her simitçi, her esnaf, kendi dünyasında bir pir. O yüzden, esnafın piri aslında her zaman bir “insan” olur. Hem geçmişte hem de bugün, bu kültür hepimizin içinde.